Acının Gölgesinde Karşıyı Değersizleştirmek
“İncindiğimizde, acının ağırlığını taşımak yerine onun vesilesini küçültürüz. Çünkü değersizleştirmek, hakikatin aynasına bakmaktan daha az sarsıcıdır.”
İnsan ruhu, incinmeye muktedirdir. Hele ki bu incinme, duygusal bir yakınlık zemininde gerçekleşmişse, acı daha da derinleşir; bir sarsıntıya dönüşür. Sarsıntıyla başa çıkmak için bilinçdışı bir strateji devreye girer: karşıyı değersizleştirme. Bu, acının failini küçültmek suretiyle acının kendisini hafifletme çabasıdır. Ancak bu çaba, çoğu zaman kendimizle ilgili farkındalık yolunu tıkayan bir engele dönüşür.
Kurulan bu barikat ile kişi, kendisini korumak adına ötekini küçültür; onu ahlaki, duygusal ya da zihinsel düzlemde yetersiz ilan eder. Bu sayede acının içsel boyutu görmezden gelinebilir. Çünkü karşıyı “kötü” ilan etmek, kendini “masum” kılmakla eşdeğerdir. Ancak bu ikili yapı, hakikatin çok boyutlu doğasına aykırıdır. Burada şu soruyu sormak yerinde olacaktır: Hakikatin aynasından bakmaya ne kadar meyillim? Bu farkındalık yolculuğuna çıkmaya ne kadar gönüllüyüm? Kişi bu soruları kendine sormaya başladıysa, terapilerle süreç görünür kılınabilir.
Terapötik süreçte, acının failini değersizleştirmek yerine, kendi duygusal yatırımlarımızı, beklentilerimizi ve kör noktalarımızı fark etmeye başlarız. Bu farkındalık, acının dönüştürücü potansiyelini açığa çıkarır. Çünkü acı, sadece bir yara değil; aynı zamanda bir öğretidir.
Carl Jung bu bağlamda şunu söyler:
“Başkalarını anlamak bilgidir, kendini anlamak bilgeliktir.”
Bu söz, acının özüne inmeyi, onu bir gelişim vesilesi kılmayı salık verir.
Bu gelişim vesilesine direnmek, karşıyı değersizleştirmek, bizi kurban rolüne sabitler. Bu rolde sorumluluk yoktur; sadece sitem ve acı vardır. Oysa psikolojik olgunluk, öz-sorumluluğu almayı gerektirir. “Ben bu ilişkide neyi görmezden geldim?”, “Hangi duygusal açlığım beni bu acıya sürükledi?” gibi sorular, içsel dönüşümün kapısını aralar.
Aslında acıya saygı, öz’e saygıdır. Acıyı değersizleştirmeden yaşamak, hem ötekine hem kendimize ontolojik bir saygı sunmaktır. Acının failini insan olarak görmek, onunla yaşananı anlamlandırmak ve bu deneyimden özsel bir hakikati özümsemek… İşte bu, acının dönüştürücü gücüne teslim olmaktır.

